26 Aralık 2011 Pazartesi

Kapitalizm

Bu kapitalizmin kötümser, kederli, insanın içini burkan bir tarafı var...; insanların bankalara olan borcuna dayalı bir sistem, olmadık dramlara, mizaçlara neden olabiliyor. Sevgilisine 6 ay taksitle saf gümüşten bir kolye alan genç, hediyeden 3 ay sonra aldatılıyor ve kalan 3 ay bankaya boynuzlarıyla gidiyor. Kalan taksitleri ödemek ne koyuyordur adama kim bilir.. Buradan yeni nesil ergenlere kapitalizmle ikili ilişkileri birleştirip bir mesaj verebilirim sanırım.. Yalnızlığınızla ilişkinizi ilerletin, hak etmediğiniz sürecede kendinize yeni bir şeyler almayın. Kapitalizme sevgiler.

22 Aralık 2011 Perşembe

- 15 -

Neredeyse her gün bahis oynuyordum ve her gün kaybediyordum. Miktarı cinsi önemli değil. Kaybediyordum sürekli ve hiç bıkmıyordum. Kimse beni kaybetmekten aldığım hazdan vazgeçiremiyordu. Olağanüstü bir duygu bu diye geçiriyordum içimden her seferinde. Kaybettikten hemen sonra internetin başına geçip onca insanın içinde kimseye merhaba bile demeden bakınıyordum. İnsani duygularım tamamen tükenmişti. Hiç kimseyi ama hiç kimseyi önemsemediğim sonu olmayan bi dönemdi içinde olduğum. Sadece zamanın eğlenceli geçeceğini düşündüğüm insanlarla görüşüyor ve ertesi 1 ay o insana merhaba bile demiyordum. Neredeyse hiç yakın arkadaşım yoktu. İnsanların seks para ve mevki için yaşamadıklarına bir kanıt arıyordum yıllardır. Yoktu. En ufak bir ipucu bile yoktu. Dünyanın dönme sebebiydi bu. En iyi edebiyatçılara, müzisyenlere, sahne sanatlarıyla uğraşan insanlara, basketbolculara, siyasetçilere, doktorlara ve öğretmenlere sorun. İş arkadaşlarından herhangi biriyle yatmak istemediklerini söylemeyeceklerdir. Ya da daha iyi bir mevkiyi ve daha iyi bir maaşı kimse reddetmeyecektir.
Karnımı doyurup, üzerime geçirebileceğim bir kaç parça giysim ve o yalnız geceleri atlatabileceğim içkimi verseler bu odadan asla dışarı çıkmam. Porno dergileri, bukowski kitapları ve bir kaç tarihi romanda iyi olabilir. Umarım bu yazıyı birileri okur ve bir insanı cennetine kavuşturur :)

26 Kasım 2011 Cumartesi

mecburi ilişkiler

iki ilişkiler korkunç derecede sıkıcı geçiyordu. İnsanlar alışkanlıklarını yaşıyor ya da yaşamak için alışkanlıklar edinmek istiyorlardı. Bir kadına ya da erkeğe alışmış olmak, ilişkiyi devam ettirme mecburiyeti kazandırıyordu insanlarda. Bu tüm zamanların en ahmakça varoluş sebebiydi. Cİnsellik ve aşk ne denli iyi olursa olsun bir gün herşey biter. Ve birlikteyken edindiğiniz tecrübeler bir sonraki tecrübenizde işinize yarar, ama duygusuz ve heycansız, alışkanlıklarını sürdüren insanlar hiçbizaman gerekçek bir ilişki içinde bulunmazlar. Kendilerine güvensizliklerinden oluşturdukları birlikteliğin ürünü olarak yaşarlar. Henüz 20 yaşında, birbirlerinin hayatlarına karışmış, özgürlüklüğünün, yediğinin içtiğinin, kimlerle görüştüğünün, uyuduğunun hesabını vermek zorunda olan insanlarla dolu her yer. Bunlar ahmakça tamam, birde hayatlarını her alanda birliştiren sanki tek bir insanmış gibi yaşamaya kalkışan komik türler var. Farklı yarıklardan çıkmış ama özel hayatlarını birleştirmiş birinin adı diğerinin soyadıymış gibi takılan çiftler. o yalnızlığın verdiği sıkıntıyı bir başkasıyla geçirirken kafası karışıp işi abartan, sanal alemde de birlikteliklerini tek pencereden duyuran 2 ay sonra ayrıldıklarında profil sayfasını paylaşamayan, komedi malzemesi çiftler. bir süre sonra başka biriyle sevişmicekmiş gibi davranmaya daha ne kadar devam edicekler. Ayrıldıkları zaman kendilerine aynada bir ahmağa bakar gibi bakmanın nedenini nerde arıcaklar.

9 Kasım 2011 Çarşamba

- 14 -

Kadınların erkeği çiğneyip tükürmek gibi kendilerine özgü bir tarzı var. Erkek başına gelenleri anlamaya calışırken onlar sürdürürler yaptıklarını yapmayı. Seni ilk tanıdıklarında hayallerini süsleyen şövalyesin; 3 ay sonra tesisati tıkayan kocaman bir b.k parçasına dönersin. Bir de arkadaşları, ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiğine dair fikirleri var, insanın duygularını ve ruhunu yiyip bitirir. 29 günlük bir ayda 31 gün süren aybaşlarını da unutma. Koluna bir dilber takmış adama acıma duygusu hissetmeden baktığımı hatırlamıyorum.

6 Kasım 2011 Pazar

dolma parmaklı

Sadece bakıyordum ekrana, yapacak daha iyi bir şeyim yoktu. Etrafıma bakıyordum bir kaç saniye, gözlerimin bulanık görmesini engellemek için. Kahvemden içmek için bile vazgeçmiyordum ekrandan. Bi süre böyle devam etti... Bazılarımız yaşamıyordu cidden. Yaşamak için çaba sarfetmiyordu. Kendilerinde o enerjiyi bulamadıklarından ya da hayatlarını sürdürebilmek için katlanmak zorunda oldukları şeylerin kalabalıklığından. Yemek yeyip, uyuyup, çalışıp ve tekrar yemek yiyen insanlardı çoğumuz. Arada düzüşüp kendileri gibi olanların sayısını artırmayı unutmuyorlardı. Ben bunların hepsini unutup ekrana bakıyordum. Canlı hayal ediyordum mesela. Esintiyi teninde görmek istiyordum. Dudaklarının kuruduğunu sert rüzgardan.. Kalktım sonra biraz yürüdüm. Yokuş iniyordum denize doğru. İnsanları duymamak için müzik dinlerdim genelde sokakta; kulaklığı taktım ve fotoğrafı hayalimde, kulağımın içine fısıldadığını duymaya çalıştım. Konuştu, hemde uzun süre... -Bazı insanları acı büyütüyordu, Acının rengi tadı önemli değil, acı işte. Yaşamayı öğrenmenin en kolay yoluydu acı çekmek ve mutlu olmak. İnsanlar mutlu olmayı bilmiyorlardı ve acı daha kolaydı. Ben mutluydum, babam, arkadaşlarım, rakım, kitaplarım, yatağım, annemin sıcak kucağı. Acıya yeterince toktum.. Kulaklığı çıkardım ve yürümeye devam ettim. Rüzgar sertti gerçektende. Ekrandaki fotoğrafı koydum denizin üstüne ve ışıltılı bakışlarının üzerine bıraktım kendimi. Sıcacık bir hisle uyandım. Kafamı kaldırdım ve ekranda o fotoğraf. Bugün bayram dedim kendi kendime. Bir bira açtım ve yatağıma geçtim. Bu kadar güzel değildi dedim hayat. En azından bu çevrede bu kadar güzel bir şey yoktu. Balkona çıkıp devam ettim birama. İnsanlar üzerlerine pahalı giysiler giymişlerdi. Yada öyle durmasını istiyor gibiydiler. Bu gibi şeylerle tatmin oluyorlardı. Pahalı saatler, pahalı arabalar, pahalı ayakkabılar, oysa bizim markette bira 3.25 liraydı!

7 Eylül 2011 Çarşamba

gün batımı ile gün doğumu arasındaki kalın çizgi

şimdi biraz geçmişe gidelim;
çocukluğunuzda annenizin evden çıkarken size söylediği şu uyarıyı hatırlayın; '' hava kararmadan evde ol bak ortalık çok kötü!''
şimdilerde anlıyorum önemini;
hayatım boyunca hep gün batımında değilde, gün doğumunda eve giden insanlarla birlikte oldum. Ortalık çok kötüydü gerçekten ve kötü olması hoşlarına gidiyordu insanların. Bununla ilgisi varmı bilmiyorum ama insanlar arası ilişkilerde öyleydi. Sevgiler, aşklar, nefretler, sevinçler. Tersti. Mesela artık o çocukken, hoşlandığımız insanın elini tutma isteği, gözlerine bakma o gidip adını sorma, merhaba deme, hatırını sorma isteği, şimdilerde sabah o insanla uyandığımızda oluşuyordu, ya da oluşmuyordu... İlk başta yaşamamız gereken şeyleri en son yaşamaya çalışıyorduk. Her şeyi tükettikten sonra...
Akşam hava karardığında evde olması gereken biriyle tanışın, gece dışarı çok nadir çıkan biriyle mesela. Bol bol sohbet edin, tanışın. Buluşmaları da genelde öğleden önceye ayarlayın. Yürüyün birlikte, bol bol gülün ve. Birbirinize bundan önceki hayatlarınızı değil yaşamak istediklerinizi anlatın, planlarınızı. Nelerden hoşlanmadığınızı söyleyin ilk ki aranızı hiç bir şey bozmasın. Günün, güneşin, aydınlığın tadını çıkarın. Gün batımından sonra çok farklıdır çünkü.. Karanlık insanın içinde ki bilinmezlik duygusunu okşar. Cesaret verir. Rahatlatır. Eğlencenin anlamını değiştirir. Barda ya da parkta, sokakta, nerede olursan ol yapmaya tereddüt ettiğin şeyler için dürter seni gece. Müzikli bir ortam ise eğer büyük ihtimalle deli gibi eğlenip içmişsinizdir. Ve yine hava karanlıkken sokaktasınızdır muhtemelen evinize dönmek için. Sabah hava aydınlanmaya başladığında da ya sarhoş ya da sarhoşluğun mahoşluğunda kararlarımızı veriyorsunuzdur. Gece insanı eğlenceye çağırıyor. Tüketmeye.
Kapitalizm kendi türünü yaratmıştı çoktan ve insanlar birbirleriyle besleniyorlardı. Yeni dünya düzeninde o kadar çabuk yaşanıyordu ki her şey. Adını koymadan bitiyordu sanki. Ne zaman bırakacaktı insanlar birbirleriyle beslenmeyi ?

31 Ağustos 2011 Çarşamba

kadın kafası.

kadınların hayata karşı en büyük isyanlarından birini yaparken, farkında olmadan kendi kalelerine çok güzel gol atıyorlar. Ben ataerkilliği yada erilliği savunmuyorum yazarken. Ama bole büyümüşüz hepimiz. Bir şekilde yaşamışız en azından.
Gelelim kadınların isyanına..
Hilal cebeci patentli bir konu bu. Yazı yazmaya başlamış bir sitede. Görseniz ölürsünüz gülmekten. En kötü yazardan daha kötü yazıyor, saçma sapan. Sevişmeyin erkeklerle diyor. Masturbasyon yapın diyor, hemcinslerine. Erkeklerin tek istediği seks diyor. Yüz vermeyin erkeklere diyor. Kadınlar seks yapınca adı kötüye çıkıyor erkekler yapınca bir şey yok diyor. Evlenirken de bekaret arıyor erkekler diyor.
Ulan kadın. Sen mahalle baskısı aile baskısıyla doktora gidemeyen,vajinusmus, frijit vb rahatsızlıklarla yaşayan kadınların sayısını, hayatında orgazm nedir bilmeden ölen kadınların sayısını, bir de 13-18 yaş arası küçücük bedenleriyle anne olanların sayısını üst üste yazıp toplayamazsın bile geri zekalı.

Günümüz kadınlarının da bir numaralı şikayetidir aslında erkeklerin seks düşünüyor olması. Haklılar da belki. Eğer kadında, erkek kadar özgürce seks düşünseydi bu sorun olmazdı. Kadınlar cinselliklerini özgürce yaşamaya cesaret ettikleri anda bu sorun bitecektir. Sıradan her insan gibi erkekte seks düşünür ve ister. Bunun bir kaç yolu vardır. Parayla seks satın alabilir ki bu tercih edilen bir yöntemdir. Kadınlarda yapıyor bunu. Fakat bunu asla tercih etmeyecek olan erkeğin kafasında da şu vardır. Ben bu kızla çıkmadan onun sevgisini kazanmadan, kendime aşık etmeden, yatağa atamam. Günümüz erkek kafası bu lanet. Flört döneminde ilgi alakandan kız gözünün önünü göremez. Ne zaman seks yaşandı, o zaman ilgi seviyesi düşer, aramalar azalır, görüşmeler, buluşmalar nadirleşir. Kadında bundan şikayet ettiği zaman erkek, sen çok üstüme geliyorsun der. Klasik herkesin bildiği hikayedir bu. Peki e akıllı geçinen kadın cinsi; sen eğer seksi bu kadar kafanda yüceltip, bekareti tanrı, sevişmeyi yasak görürsen, bunu saklar, konuşmaktan, hemde sevgilinle konuşmaktan çekinirsen, masada seks konusu açıldığında, aa bu adamlar sapık, kadında akşam bu adamlardan birine vericek dersen, cinselliklerini özgürce yaşayan kadınlara, orospu gözüyle bakarsan, aşık olduğun adama bile şüpheyle yaklaşırsan, hiç bir zaman ataerkil düşünceden, mahalle baskısından, erkeklerin bu tavırlarından ve bu kadın kafasından kurtulamazsın.

bu tek başına bir erkek sorunu değil
kadın da aynı erkek gibi bu anlayışın bir yüzü,
bu işin kadınların da ortak olduğu bir yönü de var..
bakire olmanın en pahalıya satması, (nikahla) kadının kendi bekaretini yüceltmesi, kadın-kız ayrımının nerdeyse dile girmiş olması
değişim için önce kadın kendi bedenine sahip çıkacak, sonuçta bu erkekler gökten inmiyor anneler, kadınlar yetiştiriyor...

Yani hep dediğim gibi, bu dünya düzenini ancak kadınlar değiştirebilir. Şikayet etmekten başka bir şey bilmeyen kadınlara ümit bağladım ben.
Ya da bir kaç doktor arkadaşımla toplaşıp, genlerle oynayıp, bekaretsiz doğan yeni bir nesil yaratabiliriz. neyse bu kadın kafasındaki bekaretle ilgili son deyişim şudur;
-kadınlara uygulanan baskının can damarı, sadece ilk regl e kadar mikrop kapmak engellensin diye varolmuş bir şeyin milyarlarca kadının sonu olması bile çıldırtmaya yetiyo beni.

30 Ağustos 2011 Salı

- 13 -

konserde hiç bir zaman arkadaşımın omzuna çıkmadım, çıkmamda. arkadaşının, sevgilisinin, kankasının ya da yanındaki herhangi birinin omzuna çıkan arkadaşım da olmadı hiç. Hatta arkadaşlarımı seçerkende önemli bir kriter olacak konserde arkadaşının omzuna asla çıkmayacak olması. Kimse birbirinin omzuna çıksın istemiyorum  ve bundan nefret ediyorum. Çok içersin ve bir süre sonra yaptıklarından pişman olabileceğin anlar gelir. Bazen düşünüyorum; acaba bu insanlarda bu anlarından birindemidir diye ama hepsi gayet ayık bilinçli bir şekilde, arkadaşlarının omuzlarında rezilliğin verdiği keyifsizlikle etrafındaki arkadaşlarının kafalarına dokunup yalvaran gözlerle ''burası hiç de sandığım gibi değilmiş beni buradan indirin'' diyorlar. Peki neyin gazıyla çıkıyorsun o tepeye. İlgi çekmek mi istiyorsun. Soyun o zaman, evet soyun. Sebebi ne olursa olsun herkes sana bakar o zaman.

19 Ağustos 2011 Cuma

görmeyle bakma arasındaki fark

burada size tecavüze uğramış bir kadını oruspu olarak görenle, toplumun baskı ve tepkisini karşısına alıp onunla evlenen adamın arasındaki farkı anlatmayacağım tabi ki. bunu bekliyorsanız yanılıyorsunuz. sadece böyle bir farkın mental olarak da var olduğunu bilmeniz.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

''iki göz oda'' de

Yalnızdım uzun zamandır ve hiç bir kadına ilgi duymuyordum. Kendimi bir erkekten çok cinsiyetsiz bir uzaylıya benzetiyordum. Yaklaşık 1 sene devam etti böyle. Sadece 2 odası bulunan bir evde yaşıyordum. Kirası ucuzdu. Her gece orta kalite bir şişe şarap içebilecek kadar. Yemek çok az yiyordum. Sürekli okuyor ve internetle meşgul oluyordum. Ziyaretçim de yok denecek kadar azdı. Yalnız olmak tek mutlu olduğum şeydi o sıralar. 3 senedir aynı adamla idare eden bir kadınla tanıştım internette. Bırak 3 seneyi 3 saati bile aynı insanla geçirmeye tahammülüm yoktu. Uzun süre sadece konuştuk. Bıkmıştı aynı adamla sevişmekten. Değişiklik arıyordu ve bu macera için beni seçmişti. Oldukça içi bir fiziği vardı. Çok zeki ve anlayışlıydı. Erkekleri tanıyordu. Old Town da bir bara gittik ilk defa. Çingeneler zamanıydı.. Müzik eğlendiriyordu. Birer bira içtik. Ve sonra birer tane daha. Kolumdan tutup hiç bir şey söylemeden dışarı çıkardı beni. ''Her masum adamı tenhada sıkıştıran bir kadın vardır'' diye geçirdim içimden. Üniversitenin yurdunda kalıyordu. Gördüğümüz ilk taksiye bindik. Yalnız kaldığımı biliyordu. Her şeyi tek gecede yaşamak ona göre değildi. Son görüşmemizden sonra defalarca üniversitede buluştuk. Genelde sevgilisiyle birlikte vakit geçiriyordu. Yıllardır aynı yolu aynı insanla yürümek en dehşet verici ölümlerden bile daha can yakıcıydı. Sürekli bir şeylerden kaçarak görüşmeye devam ettik. Daha öncede bir doktorla yaşamıştım buna benzer bir olayı fakat bu kadar zevk vermemişti.. Onada söylüyordum sürekli ''bu sıkıcı ilişkin bir gün bitecek ve aklına ilk ben geleceğim.'' Öyle oldu; doktor sevgilisi onu terk etti.  Ve bir gün gitar kursundan çıkarken ilk beni aradı..
Old town gecesinin üzerinden 1 sene geçmişti.. Ve hala o sevgilisiyle birlikte. Artık bu şehirde yaşamıyor. Bende o iki göz odalı evden çıktım. Uzun mektuplar gidip gelir aramızda. Bir çok kez birbirimizi aramışızdır. Diğer bütün kadınlarım gibi ona da değer verdim, hak ettiğinden fazlasını. Ama onu hiç bir zaman gömmedim toprağın altına. Elli yaşıma geldiğimde uzun sakallarımı elimle tarayıp, şarabımı yudumlarken aya bakıp şöyle diyeceğim;
''Ohh..! Bir zamanlar cinsiyetsiz bir uzaylıydım ve dünyadaki hiç bir erkek onu hak etmiyordu''

25 Haziran 2011 Cumartesi

kampta ilk gün

Saat 11 sularında, Savaş Abeyimizin güvenli sürüşüyle otele vardık ve çocukların heyecanı üst düzeydeydi. Daha hotele girişlerimizi bile yapmamışken Melih Şener'in ''hocam havuza ne zaman gireceğiz?'' diye sorması kampın ilk dumur olayı olarak hafızalara kazındı. Sporcuların meraklı ve endişeli bakışlarını üzerinde hisseden Melih Şener, hatasını anladı ve '' hocam, özürdilerim'' dedi. Sporcularımızın kahkaları arasında konu kapanırken, Melih'in gözleri havuzu arıyordu.


Daha bitmedi... Sporcularımızın kol bantlarını takmak için gelen görevli hayatının hatasını yaparak makas ve kol bantlarını sporcularımızın oturduğu masanın üzerine bıraktı ve gitti.. Sporcularımızdan Oğulcan Yorgun eline makası aldı ve evet.. Aklınıza gelen şeyi yaptı. Kol bantlarını makasla küçük küçük keserek kendine bir eğlence çıkarmıştı bile.. Lütfi hoca bunu fark ettiğinde artık çok geçti ve kahkahayı bastı.

İlk gün için oldukça eğlenceli bir başlangıçtı :)

Saat 17.30 da antrenmanımız başlayacaktı.. Sahaya ulaşmak için 10 dakikalık bir yolumuz vardı. Hotel servisiyle sahaya ulaştık. Böylesine kaliteli bir çim sahada antrenman yapacak olmanın heycanı içinde olan sporcularımız arasından Mert Karasulu'nun şu isteği tüm sporcuları kahkaya boğdu; ''hocam koşabilirmiyiz?'' :)

17 Haziran 2011 Cuma

yanık kaşar peyniri kokusu

Yine evdeydik.. Dışarısı beni boğuyordu, insanlar, arabalar, flört eden çiftler, sosisli yapan genç adam, trafik ışıklarında beklemek, uzun şehir içi otobüs yolculukları.. Yanımdaydı. Her zamankinden daha hiddetli bir biçimde bağırdı, telefondaki mesajları görünce. İlk gördüğüm andan beri sorunları olduğunu biliyordum. Ama bu kadar abartacak kadar değildi. Bana mesaj kutusunda gördüğü her kızla düzüşüyormuşum muamelesi yapıyordu. Keşke diye geçirdiğim mesajlar oldu içimden ama değildi işte. Hiç düşündüğü gibi olmadı. Ağlayıp sızladı dakikalarca. Eline geçirdiği her şeyi yere attı. Tek sebebi, yanık tenin tatlılığı  ve elbisenin bir kadının üzerinde ne kadar seksi olduğunu söylememdi. Ben o olmadığı zamanda bunu söylüyordum ve kimse sesini çıkarmıyordu. Ne güzelmiş.. Böylesi çekilmez..
Aradan on ya da on beş dakika geçmeden özürdileyip yalvarırdı gitmemem için. Defalarca yaptı bunu, sayısını hatırlamadığım kadar gereksiz şey söyledi. Tutarsızlığa da katlanamazdım hiç. Kadınları zehirliyordum, ne kadar rahatsız edici şey yaparsam yapayım benden kopamıyorlardı. Bu onların eksikliğiydi.. Eğer aldatıldığını düşünüyorsan tekmeyi vurursun kıçına biter. Yapamıyorsan eğer şikayetçi olmayacaksın.
3 aya yakın geçirdim orada ve sonra yeni bir ev. Şehrin tam ortasında, bütün güzelliklere yakın. Çantamı alıp çıktım. Bir gece ailemle kaldım ve şimdi çocuklarla 5 gün tatil :)
2 ay çektiğim kabızlıkta sona erer umarım, yazmak gerek. Demi ?
Yanık kaşar peyniri kokusu da romanımın adı :)

14 Haziran 2011 Salı

Yeni CHP, ABD projesidir!

Şimdi ben bunları yazdım diye bana kızacak chpliler sözde kemalistler olacak ama bunlar doğru gözünüzü açın sayın arkadaşlarım.

Son 1 hafta içinde CHP gençlik kolarından bir basın açıklaması geldi...
Açıklamanın sonunda şöyle diyordu.. '' Uluslararası sömürü toplumunun bir parçası olmayı reddediyoruz. Bu yüzden partimizin daha tutarlı bir siyaset anlayışı ile yola devam etmesini istiyoruz..'' Yeni CHP söyleminin son bulması gerektiğini, kuvayi milliye ruhundan gelindiğini tekrar tekrar söylüyor bu gençler..

Şimdi bu yeni chp ye bakalım neler yapmışlar parti isminin önüne yeni sıfatını aldıktan sonra..
En dikkat çeken şey izmirde dağıtılan seçim beyannamesinde ''Halkımızda ki Amerikan karşıtlığını ortadan kaldıracağız'' ibaresi var! Antalyadan kocaman bir Ohhhhhaaaaaaa gönderiyorum size! Çüş bu kadar da olmaz diyor insan ama oluyor.

Atatürk demiş ki, CHP nin kurucusu ve ilk genel başkanı Gazi Kemal; Bağımsızlık benim karakterimdir. Yaşa Paşam..
Ve iki önemli eserinden bahsetmiş Adamcağız.. Cumhuriyet ve Cumhuriyet Halk Partisi. Yani Bağımsızlık vazgeçilmez bir parçasıdır CHP nin.

Neyse.. Chp genel başkan yardımcısının bi açıklamasına ne diyeceksiniz sevgili chp li kemalist geçinen arkadaşlarım;
Sayın chp genl bşk yrd. Sena Kaleli'nin, ''Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu ve bekçisi olmayacağını, olmak istemediğini söylediği basına yansıdığı an ne düşündünüz?!  Bu zaten normalde hukuki açıdan bir suçturda, Kemalist devrim ülkede linç edildiğinden sesini çıkaracak herkes hapiste olduğundan bir tepki oluşmadı. Tüm bunların dışında parti suçudur bu. Ama Yeni CHP öyle bir temizlik yaptıki kılıçtaroğlunu kullanarak bunada sesini çıkaran olmadı,  olamadı!!

Daha bitmedi sevgilisi Kemalis geçinen CHP li arkadaşlarım.
The Economist! ohh yeah!

Kılıçtaroğulu bu derginin kendilerini savunan bir yazı yazmasından rahatsız olmadığını aksine gurur duyduğunu, bunun yeni CHP nin doğru yolda olduğunu gösterir bilmem ne gibi laflar etti. Şimdi bu dergi Emperyalizmin ve Kapitalizmin beyni niteliğindedir ve buda Yeni CHP nin kimlerle işbirliği içinde olduğunu gösterir.

Sayın gençler, Atatürkün koltuğunda oturan birinin emperyalizmden, kapitalizimden amerikadan rahatsız olmuyor olması sizi düşündürmüyormu ??!! 

Bakın yazının başında Bazı genç CHP lilerin tavrından bahsettim sömürünün, kapitalizmin esiri olmucaz diyor bazılarınız. Onlara kulak verin sizde. Akp ye koymaya korktuğunuz tavrı, kendi partinize koyun. Bak bunu yapabilirsiniz çok basit. 

Haydi gençler sizler Atatürkün ülkemizi emanet ettiği gençlersiniz, yapabilirsiniz! Sadece facebooktan CHP sayfasına girip hayırdır bu YENİ CHP durumuda nedir diye soracaksınız! Hadi ama üşenmeyin hadiiiiiii :)

5 Mayıs 2011 Perşembe

boxer giymemek

Kimse yalnızlığıma köstek vurmadı benim. Ben kendim istedim bunu. Kalabalıklaşmayı, gereksizleşmeyi ben seçtim. Kendi özgürlüğümü kendim yiyip bitirdim..

Bütün yalnız ve çirkin insanlar kendilerini geliştirmek isterler. Çok kitap okurlar, daha sanatsal, avrupa yapımı filmler izlerler. Kendilerinin bir tarzı olması gerektiğini düşünürler hep. Rahat yaşayan meşhurlaşmamış sanatçılara özenirler. En iyi fotoğraf çekene ya da resim yapana. Bateri çalan adama ''vay a.q en taş hatunları bunlar beceriyor işte'' derler genelde. Kıyafetler, hobiler, dinlenilen müzikler, yürüyüş vs.. her şeyleri benzemeye başlar birilerine.
Dışarıdan güzel görünüyordur. Kollarında kocaman resim çantası, ellerinde kocaman fotoğraf makinaları, hep nereden aldıklarını merak ettiğiniz pantolonları, hırkaları, yazın Olimpos'tan başlayıp Vadi'ye uzanan tatilleri falan hep cazip geliyordur. En çirkin adamlar bile biraz bohem takıldığında kızlar prim veriyor, ''bize de buradan bir şeyler çıkar, en azından şu abazalığı atarız'' demeye başlıyorlar.
Ama o iş öyle değil işte. O kızlar mezun olunca gene bir doktor, mühendis, avukat falan buluyorlar. Sen arkasından şarap içip ağladığınla kalıyorsun. Yalnız bırakılmayı hak ediyorum. Hiç bir arkadaşımı aramıyorum ikinci defa. Kimse umurumda olmuyor genelde. ''Bunalımda mısın diye soranlara ''evet, gidersen düzelicem'' diyorum. Ama yinede beni bırakmıyorlar.  Çevremi beni, yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı sömürmeye devam ediyorlar.
Kendime hiç bir şey eklemedim yalnızken.
En çok merak ettiğim iç çamaşırı giymediğini söyleyen kadınların ne hissettiğiydi. Bende bir süre boxer giymeden gezdim. Çok eğlenceli. Neden daha önce böyle bir şeyin aklıma gelmediğini uzun uzun düşündüm. Sanırım farkında olmadan eğitilmişiz.

10 Nisan 2011 Pazar

- 12 -

-Bugüne kadar duyduğunuz, okuduğunuz, sevgi, aşk ve ilişkiler üzerine bütün güzel sözler, kadınlardan esinlenerek söylenmiştir. Kadınlarda mı, yoksa erkeklerde mi sorun var bilmiyorum ama bu böyle. Hatta erkek türüne aşkını en iyi anlatan yine bir erkek olmuştur genellikle. Biseksüel bir adamın konserine gittim geçenlerde. Sözlerde aşk, ses tonunda ihtiras vardı adamın. Ve herkes onun zamanın birinde hemcinsine aşık olduğunu biliyordu. Piyanodan çıkan ses bile aşkı anlatıyordu. Ama hep bi şikayet..
 Memnuniyetsizlik en iyilerimizde bile vardı. Yalnızlık, insanların genelinde klişeleşmiş bir duyguydu. Çekilmez!
Yalnızlığın sebebi biraz kurtarabilirdi  bu çekilmez durumu. Mesela ortalamanın altında insanlar, mesela siyaset, para, ikili ilişkiler, mesela nihat doğan :) Sebep nihat doğansa yalnız kalma istediği kabul edilebilirdi :)

Bana ne yaptın çocuk? Bu gün günlerden hiç. benim adım yok, terketmek, susmak, sessizlik, sonbahar, yalanlar, küçük ellerle açılan yaralar, bunlar hep bohem, umursanmamış sözler.
İnsanlar güzel duygularını kaybediyorlar. Temiz, güneşli bir havada çıkıp deniz kenarında bir kafede kahveni içip gazeteni okumaktan dahamı iyi bunlar?








- Belkide.

5 Nisan 2011 Salı

Barış

matkap sesiyle uyandım. kendimi temiz hissediyordum. yıkandığımdan değil, sabahın köründeki matkaba basan o parmağı sahibinin kıçına sokmadığım için. çok iyi bir adamdım ben. uyandığımda kahve içmem bile iyi bir insan olduğum gerçeğini değiştirmiyordu. uzun süre devam etti ses. sağa ve sola döndüm defalarca, hatta sesin geldiği yöne doğru bakarak uyumaya çalıştım, olmadı. saat neredeyse on olmuştu ve matkap yüzünden kavga etmek için çok geç bir saatti.
Barışı düşündüm, acaba oda sabahın sekizinde matkabın düğmesine basan parmağı sahibinin kıçına sokmayı düşünmüşmüydü? Peki ya sevdiği kadına dokunan o parmakları? Hem de sevgisizce, hırs ve sahip olma isteği uğruna dokunan o parmakları. Sanmıyorum. Sevginin bu olmadığını biliyordur. Hatta istedikleri kadar sevişsinler umurumda değil diyordur. Yüzünde sebebini anlamadığı, anlamsız bir gülümsemeye sebep olmam yeter diyordur. Hatta iyi olduğunu bilmem yeter diyordur eminim. Arada sırada bana mesaj atsa, sade bir kahve içmek için buluşsak, sohbet etsek yeterli diyordur. En sevdiğimiz şarkıda dans edemesek de olur mesela. Elini tutmak istiyordur kesinlikle ama yürürken omzunun omzuna değmesinden acayip haz alıyordur. Sevgilisine bira ısmarlasın diye cebindeki son parayı verebilir Barış.  Hatta, '' sen mutluysan sorun yok, beni boşver'' der çoğu zaman bilirim. Çünkü bu tür duyguların beklentisi yoktur, yaşar insan hayatını ama, ruhu başka yerdedir.
Seviyorum bu çocuğu ben, çok benziyoruz tıpa-tıp aynıyız hatta. Ne hissediğini ne düşündüğünü biliyorum; hayatlarına sıçıyorlar ve biz temizliyoruz...
Erdemliyiz biz. O adamların hiç sahip olamayacakları türden bir erdem.

22 Şubat 2011 Salı

ölüm mü ? :)

Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümüne ne de başkalarının.Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için. Olmamalı oysa.
Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum: "Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım."
Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa ölüm de o kadar kederlendirmeli. Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır. İnsanlar hayatlarına saygı duymuyorlar, işiyorlar üstlerine, sıçıyorlar. Geri zekalılar. Tek düşündükleri düzüşmek, sinema, para ve düzüşmek. Hiç düşünmeden yutuverirler Tanrı'yı, hiç düşünmeden yutuverirler vatanı.
çok geçmeden düşünme yeteneklerini yitirir, başkalarının onlar için düşünmelerine izin verirler. Pamuk beyinliler. görünümleri çirkin, konuşma biçimleri çirkin, yürüyüşleri çirkin. Yüzyılların olağanüstü bestelerini çalın onlara duymazlar.
Çoğu insanın ölümü aldatmacadır. Ölecek bir şey kalmamıştır geriye.

16 Şubat 2011 Çarşamba

- 11 -

kanserden ölmekte olan adama sor
banyo yapma ihtiyacı olan adama sor
tek bacaklı adama sor
köre sor
peltek konuşana sor
afyon çekene sor
elleri titreyen cerraha sor
üzerinde yürüdüğün yapraklara sor
tecavüzcüye sor ya da
tramvay görevlisine
veya bahçesinde eğreltiotlarını yolan
yaşlı adama sor
tefecinin birine sor
pire eğiticisine sor
ateş yiyene sor
bulabileceğin en sefil adama
en sefil anında sor
bir judo hocasına sor
fil sürücüsüne sor
cüzzamlının birine, müebbet mahkûmuna, veremliye sor
tarih öğretmenine sor
tırnaklarının arasını hiç temizlemeyen adama sor
palyaçonun birine ya da gün ışığında ilk gördüğün
yüze sor
babana sor
küvette ayağı kayana sor
köpekbalığının yediği adama sor
bana eşi farklı eldivenleri satana sor
bunların hepsine ve benim saymadıklarıma sor
ateşe sor ateşe ateşe-
yalancılara bile sor
ne zaman istersen dilediğine sor
hangi gün istersen yağmurda
karda ya da sıcaktan sararmış bir verandaya çıktığında sor
buna sor şuna sor saçında kuş pisliği olan adama sor
hayvanlara eziyet edene sor
ispanya'da bir sürü boğa doğuşu izlemiş adama sor
neredeyse hiç acı çekmeyen adamlara sor
bana sor,
ölüm döşeğindekilere sor
bunların herhangi birine ya da hepsine sor
sor sor sor
hepsi şöyle diyecektir;
''yıllar önce böyle değildik
büyümekten nefret ediyorum''
saçmalık bu, sik beyinlilere dönüşmüşüz. ne oldu boktan şeyler yaşadıysak. Hep iyisimi olacak. Aksine, kötü olan her şey güzeldir, yaşamasını biliyorsan eğer. Bütün güzellikleri bi kenara koyup hayal kırıklıkları üzerinde yaşayan kadınların, bütün gün kanepede oturup dır dır eden kadınlardan hiç bir farkı yok. Çekilmez!

- 10 -

Sabaha karşı 2 den sonra kimse çirkin değildir.

aşkı bilmezsiniz siz

saçlarının belinde olmasından mahçup,
güzelliğinden muzdarip,
ne yapsa engelleyemiyor cazibesini.
masumiyetini kaybetmiş,
bıraksan yaşar tek başına ama
bilmez aşkın ne olduğunu..
bir onun giremedim hayatına çok istediğim.
belkide hiç girmemeliyim.
kanlarına giriyorum onların çünkü ve kurtulamıyorlar benden
her şeyi deniyorlar kaçmak için
ama sonunda hep geri dönüyorlar
hepsi geri dönmüştür bana.
bu genç kız dönmez.
belkide bu yüzden olmamalı.
aşk böyledir işte.
ama siz bilmezsiniz aşkı.
yaşamak sanırsınız ama
aslında aşk yaşayamamaktır.
hem neden aşık olursunuz ki?
bir şeye ole hemen sahip olacaksanız
neden aşık olursunuz?
bir şeyi çok isteyip ulaşamamak
dokunamamak, hissedememek
değilmidir aşk?
Ama siz bilmezsiniz işte.
Aşkı, sevgililer gününde yenilen
akşam yemeği sanırsınız.
halbuki aşk, sade kahve içmek için anlaşıp
o kahveyi hiç birlikte içememektir.
ama siz bilmezsiniz aşkı
sabahlara kadar düzüşmek sanırsınız.
kahve içerken de sevişilebileceğini bilmezsiniz.
öğrenmeye kalkmayın sakın, beceremezsiniz.
siz zaten en başta aşkı becerememişsiniz.
bu yüzden birbirinizle beslenmişsiniz.
işte bu kadar basit.

12 Şubat 2011 Cumartesi

gün batımı ile gün doğumu arasındaki kalın çizgi

şimdi biraz geçmişe gidelim;

çocukluğunuzda annenizin evden çıkarken size söylediği şu uyarıyı hatırlayın; '' hava kararmadan evde ol bak ortalık çok kötü!''
şimdilerde anlıyorum önemini,
hayatım boyunca hep gün batımında değilde, gün doğumunda eve giden insanlarla birlikte oldum. Ortalık çok kötüydü gerçekten ve kötü olması hoşlarına gidiyordu insanların. Bununla ilgisi varmı bilmiyorum ama insanlar arası ilişkilerde öyleydi. Sevgiler, aşklar, nefretler, sevinçler. Tersti. Mesela artık o çocukken, hoşlandığımız kızın elini tutma isteği, sabah o kızla uyandığımızda oluşuyordu. Ya da oluşmuyordu. İlk başta yaşamamız gereken şeyleri en sonda yaşamaya çalışıyorduk. Her şeyi tükettikten sonra.
Akşam hava karardığında evde olması gereken biriyle tanışmak istiyorum, gece dışarı çok nadir çıkan biriyle mesela. Elini tutmak istiyorum ilk.. Gün batımından sonra çok farklıdır çünkü. Geceyse eğer büyük ihtimalle deli gibi eğlenip içmişizdir. Ve yine hava karanlıkken sokaktayızdır muhtemelen.. Sabah hava aydınlanmaya başladığında da ya sarhoş ya da sarhoşluğun mahoşluğunda düzüşüyor oluyoruzdur.
Ne zaman bırakıcaz acaba insanlardan beslenmeyi.
Akşam namazında evdeyim artık. Kim ne derse desin. Akşam namazından sonrada evde olan arkadaşlarım olsun istiyorum.

11 Şubat 2011 Cuma

tool..sober

öleceğimin haberini alırsam son dinleyeceğim şarkılar arasında.