31 Mayıs 2016 Salı

- 36 -

Dünyadaki diğer tüm canlılardan daha güçlü olduğunuzu hissettiğiniz bir zaman dilimi düşünün. Hiç bir şeyin size karşı koymasına müsade etmeyeceğiniz. Bunun yanında bir ağacın yapraklarını döktüğü için üzüldüğünüz bir zaman dilimi. Beş yaşında bir çocuğun gol sevincine ağlayabildiğiniz bir zaman dilimi. O kadar duyarlısınızdır ki, yolda gördüğünüz bir sokak köpeğinin o gün bir şey yeyip yemediğini düşünürsünüz gün boyu. Düşünmeye en çok ihtiyacınız olduğu anda, aklınızın onda olduğunu fark edersiniz. Ve bu size tüm dünyadaki insanların hissedebileceği heyecanın toplamından daha fazlasını hissettirir. O an en son aklınıza gelmesi gereken şeyin o olduğunu bildiğiniz anda asla düşünmekten vazgeçmezsiniz. Çok önemli bir toplantıda size sorduklarında '' Size sordum! Ne düşünüyorsunuz ?'' cevabı bellidir. ''Onu!''

Merak edersiniz, Ona öylece bakma şansını bulan insanları. Ne kadar şanslı olduklarını düşünürsünüz ama asla şikayet etmezsiniz. Hiç bir teknolojinin size sunmadığı bir his onu her istediğinizde gözlerinizin önüne getirir;

Gece yatağa girdiğinizde, çocukluğunuzda kurduğunuz güzel hayalleri tekrar kurmaya başlarsınız artık. Ne günün stresi, ne yorgunluk, ne baş ağrısı ne de yaşadıklarınız. Tanıdığınız bütün çocuklardan daha güzel bir dünya halay edip onu koyarsınız içine. Sizden daha iyi yaşasın diye. Uyumadan önce sürekli onu düşünürsünüz ki rüyanızda görebilesiniz diye. Alarm çaldığında ilk aklınıza onun gelmesi tuhaf gelmez bir süre sonra. Günün ilk gülümsemesini size o yaşatır. İlk cümleyi onun için toparlarsınız; '' Bu gece dünyadaki diğer tüm insanlardan daha güzel bir uyku çekmiştir umarım'' diye.


Ne yemek, ne uyku, ne su, ne de hava, yaşam için ihtiyacınız olan şeylere, aslında ihtiyacınız olmadığını fark edersiniz. Onu düşünmek yeterlidir. Beş saatlik yoğun, hareketli, her anını koşarak konuşarak geçirdiğiniz yorucu bir çalışmadan sonra, oturursunuz bir kaldırıma ve düşünmeye başlarsınız. Gözlerini getirirsiniz gözlerinizin karşısına, sesi kulaklarınızda, ayağa kalkıp sarılırsınız sımsıkı, cesaret edip elini tutarsınız karşınızda bir şeyler anlatırken size. Sadece bir kaç dakika yeter, tüm o bedensel ve ruhsal yorgunluk yerini, bir beş saat daha çalışabilecek harika bir hisse bırakmıştır. Tüm dünya böyle bir hissin nedenini araştırırken siz keşfi çoktan yapmışsınızdır;

Yolda yürürken adını adımlarsınız sık sık, İki heceli bir ismin ilk hecesini sağ ayakla, ikinci hecesini sol ayağınızın üzerinde söylersiniz. Ve bunu bir saatlik yürüyüşün tamamında yaparsınız, İnsanların size tuhaf baktıklarını umursamadan. Etrafınızda ki hiç bir şey ilginizi çekmez o an. Kulağınızda ki şarkının adı, gittiğiniz yer, yürüdüğünüz cadde onun ismidir artık. Yediğiniz yemekte onun tadı, içtiğiniz suda onun berraklığını görürsünüz. Güneşin bile sizi onun kadar ısıtamadığını, sabahın ayazında, kat kat giyinmenin bir fayda getirmeyeceğini bilirsiniz. Kendi kendinize gülümseyip O'nu düşünmeye başlarsınız..Hiç bir bilim adamının henüz keşfedemediği bir ısınma yönteminiz vardır artık sizin;

Yalnızlığa bayılırken, sabah onunla evden çıkar, gece onunla yatağa girersiniz. Günü sanki yanınızdaymış gibi yaşar, otobüse bindiğinizde bile iki kişilik ödersiniz.. İçtiğiniz çaydan bir tane daha söyler, karşınızdaki sandalyeyi kimsenin almasına izin vermezsiniz. Soranlara; '' birazdan gelecek'' der, gülümsersiniz. Canınız sigara çekse içmez, şarap şişesini, çok içtin demesin diye uzakta tutarsınız. Annenizle daha kibar konuşur, işinizde daha istekli olursunuz. Eve girince çorapları pijamanın üstüne çekmeyi bırakırsınız mesela. Gece yatağa girene kadar günlük kıyafetle oturur, gün aşırı duş aldığınız, arada sırada dişlerinizi fırçalamayı unuttuğunuz halde, hepsini gece uyumadan halledersiniz. Hiç bir öğretmenin, hiç bir eğitim anlayışının size kazandıramayacağı sorumluluk duygusunu kazanmanın yolunu biliyorsunuzdur artık. Aslında, her an sizi bir yerlerden izliyor olduğunu düşünmek ve ona göre yaşamaktır, adını koyamadığınız şey.


Karşımda öylece duruyordu ve gerçekten söylemek istediğim şeyleri anlatacak cesaretim yoktu. Durağa giden yol kısa hevesimi kıran çok şey vardı. Birlikte otobüse bindik ve her zamanki gibi sadece güldük. Yazmak en iyi yoldu.

''Bir çok konuda bencilim, herkes gibi. Bir tek sevgi konusunda kendimi pek düşünmem. Sevebiliyorsam cinsine, rengine bakmadan abartılı bir şekilde severim ve sevemeyeceğimi anladıysam hemen uzaklaşırım oradan. Ben seni çok sevdim. Duruşunu sevdim, gözlerini sevdim, gülüşünü sevdim, yaşamanı sevdim ve en önemlisi içindeki seni sevdim, gelecek planlarını sevdim. Asla bir kadının yüzüne sevgimi anlatmadım. Hep ilk onlar beni sevdi, ben eşlik ettim. Sen bir çok yönden iyi geldin bana.  Bu gözleri daha sık görmek istiyorum, daha sık yürümek istiyorum seninle ve daha sık konuşmak istiyorum. Kimseye anlatmadıklarımı sana anlatmak istiyorum. Hayatın içinden sıyrılıp birlikte küçük molalar verelim istiyorum, yaşamayı bırakıp salt eğlenebileceğimiz. Dans etmek istiyorum seninle, yayalara yanan yeşil ışıkta :) Sabaha kadar yanında hikayeler anlatıp, sen uyuduktan sonra uyumak istiyorum. Ben bunları anlatmasan eminim bir çoğunu fark etmeyecektin ya da her şeyin farkında olduğun için böylesin. Ama durum böyle. Bu duyduklarından sonra ne düşünüyorsun, ne hissediyorsun diye sormayacağım. Sadece bil. Çünkü bu hisleri yaşayıp sana sıradan biriymissin gibi davranamazdım. Bir beklentim tabi ki var ama bunun seni rahatsız etmesinden korkuyorum. Her şeyi bir kenara bırakırsakta hayatımın bir köşesinde  arada sohbet edip iyi vakit geçirebildiğim biri olman bile inanılmaz heycan veriyor bana. Umarım seni dehşete düşürmemişimdir'' :)



19 Mart 2016 Cumartesi

romandan -1-

,,,
''keşke baska bir dönemde rastlaşsaydık demiyorum asla. senin kendinde rahatsızlık duydugun seyler beni hic bir zaman olumsuz etkilemedi. tam tersi. sana daha yakın olmamı sagladı. ama sen bundan rahatsızlık duydugun ıcın beni istemedin ya da bazı seyler sende bitti. ne olursa olsun bu yasadıklarımızı yasadık bitti gecti diye bir kenara atmadım. sadece cok üzerine geldiğimi düsünuyorum. seni önemsemem sana bu kadar deger vermem seni rahatsız etti ya da boyle şeyleri şu anda yasamak istemiyorsun. neden iki haftadır aramıyorsun yazmıyorsun diyebilirsin ki bunu senin boyle istediğini biliyorum. benimle gorüsmek bile istemiyorsun belki ama seninle iyi vakit gecirmeyi eğlenmeyi sohbet etmeyi özledim'' dedi.

Kadın tüm konuşma boyunca gözlerini önündeki çay bardağından ayırmadı. Bardağın üzerindeki ruj izlerinde işaret parmağını dolaştırdı. Konuşma bittiğinde de sanki hiç bir şey konuşulmamış gibi bardağında kalan bir kaç yudumu içti. Keyifle çay kaşığını bardağın içine bıraktı. Bir sigara yaktı. İlk nefesini çekerken daha 2 hafta önce hayatında rastlayabileceği en muhteşem adam olarak gördüğü adamın gözlerine nefretle baktı.


16 Ekim 2015 Cuma

Özgürlük

''Biliyorum. Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.''

Yalnızlık, kendı düsüncelerinin, icinde olduğun dört duvara çarpıp tekrar kafanın içine geri dönmesidir. Eğer o dört duvar içerisinde senden baska biri daha varsa kafana dönen düsüncelerde değislikler olur. Daha sert döner ya da yumuşar. Kafanda daha hafif düsüncelere yer olmadığı icin o oda her geçen gün yalnızlaşır. Kendi düşündüğün şeyleri istersin. Başka bir insanla aynı fikirde olma düşüncesi zamanla yok olur. Bu hem iş hayatına hem duygusal hayatına yansır. Bu kıvama ulaşmak tabiki yaşanmışlık ve zaman gerektirir. Ve bu noktadan sonra kimseyle olamayacağını fark edersin. Özgürlüğün asıl tanımıda burda yatar aslında; İnsanın kendi içine kapanışı. Yalnızlık.


Kendini gerçekleştirmiş olmanın da ötesi bir durumda sıradan insanların varlığına tahammül edemezsiniz. Onlarla sohbetiniz bir kaç saati geçmez. Kendi düşüncelerinizin birazından vazgeçerseniz ancak bir insanla aynı fikirde olabilirsiniz. Ve ancak düşüncelerinizin bir çoğundan vazgeçerseniz bir insanı sevebilirsiniz. Bunun için oldukça toy ve genç olmanız, kendinizi tanımayı bir kenara bırakmış olmanız şart.


Tüm bu içinde olduğum durum ve çevrenin çeliciliğini de işin içine katarsak bir kadını sevme çabası gerçekten boşa. Yeni bir insana tahammül etme çabası boşa. Bu, insanın kendine ve çevresine daha fazla zaman ayırmasına yalnızlığının yani özgürlüğünün tadını çıkarmasına sebep olacaktır. Doğru olanda budur. Ya da değildir.

30 Eylül 2015 Çarşamba

eylül ayının bir salı akşamı



eylül ayının bir salı akşamıydı. Odamdaydım. Her zamankinden daha çok içmiş, sigaraları birbiri ardına yakarak, kadınları, kenti, işleri ve önümdeki yılları düşünmüştüm. Geleceğime baktığımda gördüklerim hiç iç açıcı değildi. İnsan düşmanı ya da kadın düşmanı değildim ama yalnız kalmayı seviyordum. Küçük bir odada içki ve sigara içerek yalnız olmak güzeldi. İyi eşlik etmişimdir kendime hep..

üç-dört gün yatakta kalırdım. Sonra kalkar, giyinir ve dışarı çıkardım. Pırıl pırıl bir güneş olurdu dışarıda, harikulade sesler. Güçlü hissederdim kendimi, şarj edilmiş bir akü gibi. Ama canımı sıkan ilk şey ne olurdu, biliyor musun? Kaldırımda gördüğüm ilk insan yüzü. Şarjımın yarısını kaybederdim o anda.


-ne düşünüyorum aslında biliyor musun ?

insan hegomanyası, narsistliği, egoistliği, bencilliği ve bir dolu önyargısı yüzünden, zaten ekmeği bölmeyi bilseydik hadi bırak ekmeği , düsünceleri , bildiklerimizi , mutluluklari ve gücü paylaşabilseydik devlet denen tanım ve harita uzerinde ki kalın çizgiler saçma salak ideolojik savaşlar bile olmazdı ama o zaman insan degil insanustu bir varlik olurduk var olur muyduk o bile meçhul..

-en iyisi dusunmemek, her dusunce digerine gebe.

takım elbiseli adamları, ince topuklu ayakkabılarıyla kaldırımda yürümeye çalışan kadınları ve aşırılığı sevmezdim. Kaldırımda oturan bir ayyaş ya da müziği son ses açmış dans ederken saçlarından yüzü görünmeyen bir kadın daha çok ilgimi çekerdi.

-popüleriteyi sevmiyorsun yani ?
-likörü seviyorum. kahve likörünü.

-ben gidiyim o zaman

-Aslında ölmüş olmalıydın da ölmeyi unutmuşsun gibi bir halin var. Senden öncekide  çekilmezdi ama en azından yaşıyordu. 


19 Eylül 2015 Cumartesi

-35-

Eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. Bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar. Uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar. Ama sevgine karşılık çıkar mı? O biraz zor işte…

13 Eylül 2015 Pazar

bir kadini sevmekten neresinden baslanir

Cocukluğundan başlanır, babasının bıraktığı izlerden, karanlık odalardan, ağlama krizlerinden. Nedensiz öfkelerinden belki. belki uzun dalıp gitmelerinden.

Bir kadın sevilmeye bir önceki adamın bıraktığı izlerinden başlanır.
Çünkü mutlaka başka bir adam vardır, sizden önce yaralayan bir adam.
Meriç’e bağlamadan, usulca sarıp sarmalayarak başlanır.
Unutturarak belki.
Belki hiç hatırlatmadan, bilerek ama.

Sevilmeye güçsüzlüklerinden başlanır, sana güveniyorum, yaparsın diyerek belki. Çünkü hayat yapamayacağımızı söyler bize hep. Sevilmeye özgüveninden başlanır.

Bir sürü cevap vererek başlanır, anlatarak, anlayarak, anlamaya çalışarak.
Tedavi edermiş gibi değil ama, gülüşünün gözlerinin hastası olarak başlanır.

Gözlerinden başlanır, gülüşüyle taçlanır.

Bir kadın sevilmeye neresinden başlanır.
Kalbinden sandığımız şey aslında akıl.
Sevilmeye aklının güzelliğinden başlanır.

Sonrası iyilik, güzellik.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Zerafet

Gözlerimi açtım. Hava aydınlıktı. Henüz günes yüzünü göstermemişti. Alaca karanlıkta, gözümün gördüğü lk seydi.

Uzun süre izledim ellerini. Uzun ince parmakları neyi tutsa yakacakmışcasına kusursuzdu. Dokundum parmak uçlarına uyanmasına izin vermeden. Bitmiyordu. Parmak uçlarımı gezdirdim parmak uçlarında. Neredeyse ilk defa bir kadına dokunuyor hissi o kadar güzeldiki. Kalemle çizilmiş dudaklarını, biraz daha çabalasa yanaklarına inecek kadar uzun kirpiklerini izledim dakikalarca. Nefesi sıcacıktı. Tüm vucudunu dolaşan havayı içime çektim defalarca. Uyandığında bunların hiç birini yapacak cesaretim olmayacaktı. Emindim. Nasıl soyleyecektim, sevgilsinden bir kaç gün önce ayrılmış, daha toplasan on saat sohbet edememişken, zerafetine kapıldım diye. Nasıl söyleyecektim sana bakmak güneşe bakmak gibi, ne uzun uzun bakabiliyorum, ne de varlığından vazgeçebiliyorum diye. Seninle konuşurken kendimi iyi hissediyorum, heycanlanıyorum, keşke hep konuşsan, ben karşında dinlesem diye nasıl söyleyecektim. Benim yüzüme bakmak bir tas çorbaya bakmaktan farksızken, bu güzelliği her gün görmeyi nasıl isteyebilirdim. Hak ediyormuydum bunu.

Nasıl oluyorduda bır kadına boyle seyler hissedebiliyordum. Kendime, sadece yanımda yürüse arada dönüp yüzüme baksa, belki arada gülümser ve zamanı durdururuz birlikte diyebilmemin nedeni neydi. Ne zamana kadar sürecekti yüzümdeki şapşal gülümseme.

Uyandı ve sadece günaydın diyebildim. Bu canımı çok yakmıştı. Saati erteledik ve uyumaya niyetlenip yarım saat daha sohbet ettik. Gülüştük uzun süre. Hazırlanıp çıkmamız neredeyse beş dakika sürdü. Taksiye bindik. Hayata geri dönmüştük. Haz etmediğim bir çok insan ve onu göremediğimde zevk almadığım saatler üzerime gelmeye başladı. llk defa pişmanlık yaşadım, keşke yüzme konusunda uzmanlaşsaydım. Hatta çok iyi bir çocuk olursam her gün onu görebilirdim :)

Kendı halinde, oldukça doğal, güzel, sessiz, bazen gergin, bazen çok mutlu, olumlu, yere bakarak yürüyen bir kadında kendimi görmüştüm. Bundan önceki hayatımızda kardeştik belkide :)
Zerafet neredeyse kusursuz bir kelimeydi. Kimseye yakıştıramazdım. Bir şiirde geçer kimseye söyleyemediğm, '' Gözlerimin meziline zerafetin ilk defa girdiğinde, anlamıştım bir kalp ağrısı başlıyacağını bende'' Kalp ağrısımıdır bilinmez ama, karnımda kelebeklerin dans ettiği kesindi. Susuyordum ama uzun sürmeyecekti. Kelebekler ölmeden elini tutmalıydım :)





7 Ağustos 2015 Cuma

-34-


...
Hiç kimsenin görmediği hç kimsenin gerçekten konuşmadığı bir kadınla denizin ortasında yalnız başımaydım. Basıma gelen en güzel şey değildi belki ama, olabilirdi .
...


Ev gergin, çalışma saatlerim uzundu. en çok aradığım, tek basıma oturup hiçbir şey düşünmeden öylece biramı yudumlamaktı. Gün daha eğlenceli bir şeyler sundu bana.
İçine defalarca aldatılmış bır kadın kaçan güzellik abidesi bir köpekle karşıladı beni. Huysuz kuralcı inatçı gözü sahibinden başka bir şey görmeyen bu hayvanın bir saat sonra ayağımı yalayacağı en son aklıma gelecek şeydi Bir yarım birde dolu votkamız vardı. İlk defa gidiyordum evine ve güzel bir sohbet, gülebiliyorsamda gülmekti aklımdan geçen. Fazlası vardı bu kadında. Defalarca ölmüş ama hala konuşabilen onca insan arasında yaşadığını pek belli etmiyordu. Duyguları vardı, tepkileri, yetenekleri, ruhu vardı en önemlisi. Üstüne  iyi içiyor kurallarını kendi koyuyordu. Yapılacak en iyi şeydi o an için ve eslik ettim. Hiç farkettirmeden zamanı geçirmiştik. Biz ne kadar iyi eğleniyorsak zamanda o kadar seyrinde ilerliyordu. Boyle zamanlarda saate bakmazdım zaten. Saate ilk baktığımla ikinci baktığım yer farklı olurdu bu yüzden..
Dışarı çıkmaya karar verdik. Caddeler saate nazaran kalabalıktı. Bir kaç insana hayatında sadece bir defa görebileceği bir gösteri yatıktan sonra yürumeye devam ettik. Hiç bir şey beni hissettiklerimi yaşamaktan alıkoyamazdı. Salt eğlence ya da salt delilik ne derseniz deyin ama araçlar durdugunda önlerine gecip dans ettik. Hatta bir seferinde selam bile verdik. Gecenin en korku dolu anı yasandı o sırada. O an herşeyden çok istediğim şeyi çok erken yaşamıştım. Heyecanı ertelemek de neyin nesi diye geçirdim içimden ama çabuk geçti. Her yere yürüyerek gidilebilecek bir yerde yaşamıyorduk. Sansımız iyiydi çok beklemeden aldılar bizi. Denize sadece beş dakikada varmıştık. Çiftimiz bu geceyi ne yaparlarsa yapsınlar bizden iyi geçiremeyecek diye geçirdim icimden gülerek.
Deniz harika değildı ama keyfimizi kaçırmadı. Biraz yüzdükten sonra ilerde küçük bir tekne (O'nun değimiyle jet kı haklı çıktı)vardı. Köpekbalıkları engel olamadı oraya yüzmemize. Hatta bir iddaaya bile tutuştuk. Yüzemeyiz dedim, yüzeriz dedi. Kazandı..


hiç kimsenin görmediği hiç kimsenin gerçekten konuşmadığı bir kadınla denizin ortasında yalnız başımaydım. Basıma gelen en guzel sey degıldı belkı ama, olabilirdi. Daha öncede bu kadar iyi vakit geçirmiştim, sadece tadını çıkardığım anların sayısı fazlaydı belki ama teknenin ya da jetin (herne boksa) üzerine çıktığımızda dünyadaki diğer tüm insanlardan vazgeçiyorum dedim. (yine içimden)
Kimsenin çok fazla derinine inmesine izin vermiyordu. Zorlamadım. Kendi içinde sorunlarını cozu sonuçlarını yasamak daha kolayına geliyordu sanki. Neredeyse bir saatten fazla kaldık orada ve ay dolunaya çok yakındı.
Neredeyse her şeyden konuştuk. Tekrar suya girmek üzerine bile saatlerce gülebilirdik. Kıyıya daha çabuk dönmüştük. Kopekbalıkları sağolsun. Duşumuzu alıp üzerimizi değiştirdik. Her zaman olduğu gibi yine birşeylerımı unutmuştum. Ama sansımız yaver gidiyordu, beklemedik bile. Tüm dünyayı dolaşan kırmızı otobüs milyonda bir ihtimalle o an oradan geçiyordu ve tekrar eve götürebilecek kadar bekledi bizi. Otobüs sakindi. Arkaya geçtik bir süre sonra. Gece yarısını geçeli çok olmuştu. Bana gitmeye karar verdik. Deplasmanı sevmezdim ve günü bitirmek istemedim. Anahtarımı unutmasaydım daha güzel bir sabah geçirebilirdik. Kahvaltıdan sonra cıktı. Şişme yatağımı beğenmediği aşikardı(gülerek)

Gün bitmışti. O gün o evdeki son günümdü. Çıktım evden biraz yürüdüm. Kalacak bir yer bulmalıydım. Neredeyse berduştum ve kalacak yer en son derdimdi. Cüzdanımı kaybettiğimden paramda sınırlıydı. Bu durum keyiflendirdi beni. Eski zamanları düşündüm. Uyuyacak bir oda ve biraz içki için mızıka çaldığım zamanları. Kulaklığımı takıp en güzel şarkıyı açtım ve geceyi düşünmeye devam ettim.
Pazartesiye daha çok vardı..

...







30 Nisan 2015 Perşembe

-33-

Selam ben Allah, şimdi Pakistan'da bir kız çocuğu yaratıyorum. 8 yaşında babası tarafından İslamî usüllere uygun olarak evlendirilecek. Sonra bunalıma girip intihar edecek. Onu cehennemde yakıcam. Somali'de bir erkek çocuğu yaratmıştım 12 yıl evvel. Nerde yiyecek varsa uzağına koyuyorum, açlıktan geberdi geberecek. Türkiye'de bi kıza 5 erkekle tecavüz ettirdim. Babası bilse keser. Kız utancından kimseye söyleyemiyor. Onun kaderini de ben yazdım. İsyan ettiği için cehennemde yakıcam. Venezuela'da bir çocuğu çift başlı yarattım, sırf komiklik olsun diye. Burda cebraille bir güldük bir güldük sormayın. Hindistan'da bir babayı evdeki 8 çocuğuna ekmek götürürken trafik kazası yaptırttım. 8 çocuk göt gibi ortada kaldı. Azrail bile zekama hayran. İsrail'de bir yahudiyi müslüman kıza aşık ettim. Yasak aşk ortaya çıkınca müslüman kızı babası öldürdü. Afganistan'da genç bir kızı iftiraya kurban ettim. İran'da bi kadını tecavüze uğradığı için recmettirdim. Suudi Arabistan'da 45 yaşındaki Hasan'ın elini kestirttim, en sevdiği şey olan flüt çalmaktan mahrum bıraktım. Libya'da bir mübareği 4 kadınla evlendirdim. Hepsine hayatı zehir etti. Onu cennete sokucam. Off çok canım sıkılıyor, Van'da bi yangın çıkarayım da çoluk çocuk ölsün biraz sonra da Allah'ın takdiri desin adamım Tayyip. Onu özel yarattım, 20 sene uğraştım yaratırken. Adam her kötü şeyde beni suçluyor, benim takdirimmiş. İyi şeylerde de ben bilirim , ben yaptım diyor, çok karaktersiz aynı bana çekmiş Aha az önce Brezilya'da bir kadın çocuğunun önünde tecavüze uğradı. İsrafil koş koş bunu kaçırma, hadi bana eyvallah. Seviyorum sizi
İmza: Allahınız

17 Nisan 2015 Cuma

Gözünün beyazında ben

Sağ elimin tüm parmakları birbirleriyle yarışıyordu teninde. Uykuya yakın bir nefesle eşlik ediyordu bana. Gözleri kapalı, olabildiğince masum ve sessizdi. Parmaklarımın dokunduğu yerlerin üzerinden geçiyordum dudaklarımla. Tam anlamıyla bir keşifti.
Bir şeyler fark etmek için uzun süre bakmıştım gözlerine. Canlıydı. Yaşamak istiyordu. Neşeliydi. Ses tonunun sakinliğine rağmen ruhu deli-doluydu. Sıradan bir kadının sahip olmak isteyeceği her türlü ayrıntıya sahipti. Kıvırcık kısa saçları, yuvarlak bir yüzün üstüne oturmuş, gözleri burnu ağzı oldukça orantılı yerleşmişti. Dünyanın en güzel kadınlarından biri değildi belki ama çekiciliği her adamı peşinde sürükleyebilirdi.
Oturup sohbet ettik uzun süre. Kitap okuduk, tavla oynadık, aynı sigarayı içtik karşılıklı. Uyuduk sonra. Yemek yedik. yürüdük, sarıldık, öpüştük utanarak.
Kısa sürdü. bir kaç gün ya da daha fazla. Ve hiç bir şey olmamış gibi devam ettik hayatlarımıza. Sanki benim parmaklarım değildi teninde dolaşan. Ellerini tutan benim ellerim değildi. Birbirimizin gözlerine hiç bakmamış gibi bir kaç cümlede kendi hayatlarımıza dönmüştük.
Mutluydum, birine aşık olmadığım, sürekli birini düşünüp, onun hakkında endişelenmediğim için.

8 Nisan 2015 Çarşamba

-32-



Eski sevgililerim hala arıyorlar
kimi geçen yıldan
kimi önceki
kimi de daha önceki yıllardan
iyi bir şeydir yürümeyen ilişkileri bitirmek
başarısız olduğun insandan
nefret etmemek hatta unutmamak da iyidir.
ve bana başka biriyle şanslarının yaver gittiğini
ve mutlu olduklarını söylediklerinde
hoşuma gidiyor.
beni atlattıktan sonra
bütün mutlulukları hak ediyorlar.
hayat çok güzel görünüyor onlara benden sonra.
onlara kıyaslama imkanı yeni ufuklar yeni kamışlar huzur ve bensiz gelecek verdim.
telefonu her kapatışımda adalet yerini buldu diye hissederim.

26 Şubat 2015 Perşembe

-31-

Öğle saatini biraz geçmişti. Gökyüzü gün içinde değiştirdiği renkler içinde en parlak olanını yaşayanların seyrine sunuyordu. Hava, kanı yavaş akan bir insan için soğuk sayılırdı. Yaşadığım mahallede insanların bir çoğu o sıralar ya çalışıyor ya da evde gündüz kuşağı programları izliyordu. Kaldırımlar yeni onarıldığı için yerler hafif topraktı. Sokak köpekleri buldukları güneş gören bir yere uzanmış ısınmakla meşguldü. Pazardan dönen bir kaç adam, okuldan dönen bir çocuk ve uzakta hararetli bir tartışmaya tutulmuş iki kadın vardı. Biri oldukça içten bir ağlamaya tutulmuş, diğer kadın sürekli ellerini kadının omuzlarından tutup sarsarak ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Yanlarından geçerken yardım edebileceğim bir şey olup olmadığını sordum. Neredeyse hiç çekinmeden, kuşkulanmadan hikayelerini anlatmaya başladılar, sanki çok az zamanları varmış gibi..


Bir kadın..On dokuz yaşında..
Sevdiği adamla birlikte oluyor. Öncelikle ailesinin, daha sonra çevrenin ve toplumun, evlilik dışı cinsel ilişkiye tepkisi sert ve acımasız oluyor. Bu ahlak dışı sert tepkiler yüzünden tek başına evden kaçıyor. Ailesi kızlarının kirlendiğini, artık onu istemediklerini, eve dönmesine izin verseler bile, hiç kimse onunla evlenmeyeceği için başlarına kalacağını söylüyor..

Hikaye net ve alışılagelmiş bir çaresizlikteydi.. İnsanı insan yapan özelliklerin bir çoğunu gelecek nesillere taşıyamayacağımız korkusu uzun zamandır vardı bende. Ama bu düzen, bu anlayış tüylerimi ürpertiyor. Tek suçu duyarlılık olan bu kadının, toplumun bu tehlikeli kurallarıyla mı mahkum ediyorsunuz?
Vahşi baba, taş yürekli anne ve kendisinden başka kimsenin huzurlu olmasını istemeyen toplumun akıl sağlığı bozulmuş insanları mı bu kadını cezalandıracak ?
Bir kadının birini sevip onunla birlikte olmasıyla tüm onurunu yitireceği masalını daha ne kadar okuyup, okutacaksınız ?
Daha az bilgelik, daha az din aşılayarak, daha az suçlu kılabilirdiniz onu..
Doğayı izlemekten başka bir kusur işlememiş birine o saçma rezillik ve alçaklık damgasını vurmaktan kaçının. İnsanların yarattığı kurallarda ahmak boktan bir çelişki vardır. Erkek ile kadın için kurallar tam tersi yönde işler. Ön yargılarımızı bir tarafa atıp düşünmeyi öğrenmeliyiz. En doğal bir duygu içinde, varlığını, yaşadığını hisseden bir kadına nasıl suçlu dersiniz ?
Kadının, ruhunun aydınlık olmasının toplum açısından ürkütücü bir yanı olduğunu neden bu kadar içinize sindirdiniz ? Neden kadının özgürlüğünden bu kadar korkuyorsunuz ?
Bir kadının küçüklüğünden beri aklına yapmaması gereken yasak şeyleri sokuyor, bu yasak elmadan tadınca da onu cezalandırıyorsunuz. Kafasına soktuğunuz yasak olan şeylerin insanlara bir süre sonra daha çekici geldiğini, bu doğrultuda bir çok hata yaptıklarını farkedemiyorsunuz.
Biliyorum, umursamayacaksınız ama, çocuklarınız bir şeyle ilgileniyorsa onu elinden çekip almayın. Tüm dünyayı saran bencilliğinizle, onları hırsınızın kurbanı haline getirmeyin. Kendi yasaklarınıza göre çocuklarınıza en doğal eğilimleri yasaklarsanız, size karşı en ufak bir güven duygusu barındırmayacaklar. Sizin yasaklarınızla çatışan yeni yeni şeyler deneyeceklerdir. Bir çoğundan zarar gördüğü içinde, ilerde pişmanlıklarla dolu bir geçmişe sahip olacaklar.
Onların kötülüğe yönelmelerinin, suç işlemelerinin asıl nedeni sizler olduğunuza göre, cezalarada onursuzluğada  siz mahkum olmalı değil misiniz?!

Kadın ağlamaya devam etti uzun süre.. Bir sürü olur olmaz düşünceler geçiyordu aklımdan, diğer kadın telaşlı konuşurken.

Kocasından önce başka bir adamı sevmiş bir kadını nasıl aşağılık, onursuz sayabiliyorlar ? Bu adaletsizliği sadece ahlak yoksunu insanların yapabileceği apaçık değil mi?

 Aslında böyle bir düşünce biçiminin kökeninde, sahip olmadığı şeylere doğru da uzanmak isteyen gereksiz bir gurur yatar..

...














13 Ocak 2015 Salı

-30-

Aranızda gerçeklikler akıp giderken, birbirlerinize hikayeler anlatmaya başladığınızda,
Karşınızdakine bilmesi gereken şeyleri anlatmaya cesaret edemediğinizde,
Bir çocuğun güvenini kazanmak istediğinizde,
Kahve yerine çay içmek istediğinizi söyleyemediğinizde,
Misafirlikte ayak parmaklarınızı nereye sokacağınızı şaşırdığınızda,
Bir çok şeyi gizlediğinizi düşündüğünüzde,
Bir çok şeyden haberiniz olmadığını fark ettiğinizde,
Yanınızda oturan insanı tanımadığınızı düşündüğünüzde,
Kahvenizin ikinci yudumunu soğuk içtiğinizde,
Sokağa çıkıp yalnız yürüdüğünüzde,
Bir insandan kaçarak uzaklaştığınızda,
Yeni bir şehre ilk adımınızı attığınızda,
Daha önce hiç duymadığınız bir şarkıyı dinlediğinizde,
Filmin ortasında sıkılıp, kalkıp gitmek istediğinizde,
Sıklıkla yediğiniz yemeğin tadının, her zamankinden farklı olduğunu hissettiğinizde,
Kalabalıkta bir kenara geçip sus-pus oturduğunuzda,
Sabah uyandığınızda başınız ağrıdığında,

Aklınıza gelmek isterim..

Kendi hayatınızda dahil hiçbir şeyi sorgulamadığınızı farketmeniz için...

7 Ocak 2015 Çarşamba

Üniversitenin En Güzel Kızı



Hikayelerimi yazmak için kesinlikle olmasa da bir yaşanmışlığa ya da benden daha iyi yazan bir yazara ihtiyacım vardı. Yaşamak, atlatmak kolaydı. Bu yolu seçiyordum. Uzun bir gün ya da kısa bir gece, bir kadın, ya da bir çocuk sayfalarca şey barındırıyordu içinde. Yaşanmışlık kadar iyi bir şeyler. Ve bunlar insanların okuması için idealdi. Yaşanmış en güzel yazılarımı kendime saklardım. Ve içlerinde sadece çok az insanın hissedebileceği duyguları yayınlardım. En özellerini. Ama kurgu, gerçekle örtüştüğü zaman daha iyi bir şeyler çıkıyordu..



Melike, üniversitenin en güzel kızıydı. Yarı göçmen bir ailenin en küçüğü. Kendinden büyük iki kız kardeşi daha vardı. Fakat onlar zengin bir adamın ağız kokusunu seçmişlerdi. Kıvrımlı, esnek bir vücudu vardı. Şehvet akıyordu her yerinden. Girdiği kaba sığmayan bir ruh. Saçları kızıla dönük, her hareket ettiğinde sağa sola savruluyordu. Ya çok neşeliydi, ya da çok hüzünlü ortası yoktu. Diğer kız kardeşleriyle arası hep kötüydü. Eniştelerinden nefret ediyordu üstüne. Güzelliğini kullanmadığından şikayetçiydi kız kardeşleri. harika bir hayatı olabilirdi. Çift banyolu akıllı ev, lüks bir spor araba ve sosyete partileri ile geçirebilirdi hayatını Melike. Kız kardeşleri buna inanıyorlardı. Oysa hem akıl vardı Melikede hemde ruh. Dans ediyor, arada resim yapıyor, toplumun biraz felsefeyle gelişebileceğine inanıyordu. Erkeklerin gözünde bir seks makinasıydı Melike. Onlarla dans eder, arada satranç oynar, yemek yer, erkek işi yatmaya getirdiğinde bir yolunu bulup başından savardı. Erkeklerin bu denli sapkın düşüncelerle yaklaşmasının önemli bir nedeni Melike'nin genç yaşta bir evlilik geçirmiş olmasıydı. Yüzeysel değildi. Birileri ruhen ya da bedenen incindiğinde acılarını içinde hissederdi. Çirkin adamlarla arası daha iyiydi. Yakışıklı erkeklerden uzak dururdu genelde. Güzel burunları ve kulaklarından başka düşündükleri bir şey yok derdi onlar için. ''Yüzeyseldirler, içleri yoktur onların'' derdi.


Babası ve annesiyle aynı şehirde yaşamasına rağmen farklı bir evde kalıyordu. Arada bir her şeyden soyutlamak istiyordu kendini. Yaşadığı şehirde ve üniversitede kendisini kıskanan kadınlarla ve kendisi isteyen erkeklerle uğraşıp duruyordu sürekli. Tek kelime etmeden gelip yanıma oturdu. Üniversitenin en çirkin adamlarının başında geliyordum. Neredeyse hiç bir kadın ilgilenmiyordu benimle ve hiç bir kadınla ilgilenmiyordum. Mutluydum kendimle. Çirkin olduğum için seçmişti beni belkide.

-''Kahve içer misin ?'' diye sordu.
- ''Tabii. neden olmasın.'' dedim

Garsonları sevmezdim. kahvenin nerede yapıldığını biliyordum ve iki kahve kapıp geldim. Kayda değer bir şeyler konuştuğumuz söylenemezdi. Etraftaki herkes önce Melikeye sonra bana bakıyordu. İçlerinden ne geçirdiklerine emindim. Sadece üniversitenin değil ömrümde gördüğüm en güzel kadınlardan biriydi Melike. Uzun soluklu değildi sohbetimiz, sürekli konu değişiyordu. O konuşuyordu ben dinliyordum. Ben konuşuyordum o dinliyordu.

- ''Güzel buluyor musun beni ?'' diye sordu
- Evet ama başka bir şey var sende.. görünüşünle ilgili değil.
- ''Bir çok insan sadece güzel olduğum için beni suçluyor.'' dedi
- Güzel kelimesi yeterli değil. dedim

Aptal bir adam günün birinde sonsuza dek mahvedecekti onu. Umarım ben olmam diye geçirdim içimden. Kalktık oradan. Boyu neredeyse benimle aynıydı. Cılız kuvvetsiz bir vücudum vardı. Hiç bir kadının benimle seks düşünmediğine neredeyse emindim. Beni evine davet etti. En son lisede izlediği bir filmi tekrar izleyecekti ve eşlik etmemi istiyordu.

- '' Emin ol benim yaptığım kahve bugüne kadar içtiklerinden daha güzel'' dedi.
- Umarım öyledir, çünkü güzel bir kahve içmek için iki öğünlük yemek paramı gözden çıkardığım oluyor bazen, dedim.
Sevecen ve samimi bir kahkaha attı.
- ''Yemek yemeyi atlama, kahve içmeye bana gelirsin hem dans için partner sorunumda kalmaz'' dedi.

Evine vardık. Bahsettiği kadar iyi değildi kahve ama dışarıda içtiğimden daha lezzetliydi. Melike erkeklerin kendisine sırf güzel, seksi ve apaçık bakire olduğu için yaklaşmalarından bıkmıştı. Yaşadığımız toplumun kadınlar üzerinde baskı kuran bir yapısı vardı. Hiç bir şekilde elinde olmayan bu güzelliğinin kendisine yarar değil zarar verdiğini düşünüyordu artık. Sadece kendi hayatıyla ilgilenmek isterken, bir çok insanın arasında buluyordu kendini sürekli. Ahlaksız teklifler, çıkar ilişkileri, sahte dostluklar bulandırmıştı hayatını. 

- ''Yiyecek bir şeyler hazırlayacağım, kalacaksın değil mi?'' dedi
- Rahatsız etmeyeceksem evet, dedim.
- '' Rahatsız etmeye başladığında söylerim, marketten bir şişe şarap alır gelir misin ?'' dedi

Cevap vermeden üzerime paltomu geçirip çıktım. Param fazla yoktu ama kaliteli bir şarap bulabildim. Geceyi neden yakışıklı bir adamla geçirmediğini biliyordum. Bilmediğim neden benimle geçirdiğiydi. Zamanımı iyi geçirmek için fırsatlar yaratırdım kendime sürekli. İyi bir film iyi bir manzara yakalayıp kendimi bırakırdım tam içine. Aynen böyle anlardan biriydi. İyi zaman geçiriyorum ve kendimi bırakmıştım tam ortasına. Eve geldiğimde masa hazırdı. Hazır çorba ve kırmızı et vardı yemekte. Çorbamızı içip, kırmızı eti şaraba ayırdık. Sohbet duraksayarak devam ediyordu şarap ve et yüzünden. Yemekten sonra filmimizi açıp, bardakları elimize aldık. Hava soğuktu ve üzerimize bir battaniye örtük. Neredeyse film bitene kadar hiç konuşmadık. Film üzerine bir kaç şey söyleyeceğini düşünüyordum fakat onuda yapmadı. Filmin ilk on dakikasından sonra sonunu tahmin edebiliyordum. Karakterler bayağı ve sevimsizdi. Bende hiç bir şey söylemedim. Bilgisayarı kapattıktan sonra üzerini değiştirip geri döndü. Az önce oturduğumuz kanepe, tek hamleyle yatak olmuştu.

- Bir yastık verirsen burada oldukça rahat uyuyabilirim, dedim.
- '' Hava soğuk, iki yastık getirsem birlikte uyusak olmaz mı ?'' diye sordu.
- Bunu hiç düşünmemiştim ama olur. dedim.

Uzandık birlikte, Yan yana sadece tavana bakıyorduk.
- ''Bir kaç hikayeni okumuştum. Yaşadığın şeylerimi yazıyorsun, kurguluyor musun?'' diye sordu.
- ''Bir çoğu kurgu ama arada yazmaya değer yaşadıklarımda oluyor. Özellikle daha önce hiç hissetmediğim hisleri yazarım. Tekrar aynı hissi hissedemeyeceğime eminsem yazarım. İlerde, bir kaç sene sonra aynı hisleri hatırlamak için. Nadirdir. ''
- ''Bu geceyi de yazacak mısın?'' diye sordu.
-'' Şu ana kadar hayır.'' dedim ve dönüp öptüm onu.
Bir an bugüne kadar öptüğüm kadınlar aklıma geldi ve onların kadınlığından şüphe ettim. Beni daha fazla zehirlemesine izin vermeden çekildim ve gözlerine baktım uzun uzun.

-Dans edelim mi? diye sordum.
Oldukça içten bir kahkaha attı ve ''Olur '' dedi.

Müziği hazırladı. Latin danslarının bir çocuğunu biliyordum ama dans etmeyi sevmezdim. Kot pantolonum ve gömleğim vardı üzerimde biraz bol. Dans ettik uzun bir süre. Şarkı bittiğinde kafasını omzumdan kaldırıp uzun süre öptü beni ama bir şekilde kurtarmıştım kendimi yine.

'' Geceyi pas geçen ilk erkeksin'' dedi.
Gülümseyip yanağından öptüm onu. Uzandık ve sırtımı döndüm. Uyumak için geniş bir yere ve yalnızlığa ihtiyacım olduğunu söyleyemedim. Sabah uyandığımda kahveyle karşımda dikiliyordu.

'' İstiyorum seni '' dedi.
'' Önce kahvemi bitirmeliyim'' dedim.
Ben kahvemi içerken ağır ağır üstündekileri çıkardı. Rahat bir tavırla sergiledi kendini. Neredeyse kusursuzdu. Saçları dudakları teni ışıl ışıldı. Sokuldu yanıma. Kendini vererek ama sakin öpüşüyordu...
Üzerimizi giyinip çıktık evden. Üniversitede, dün yanıma gelip oturduğu yere bıraktım onu. Akşama doğru aynı yere uğradım ders çıkışında. Yanında bir erkekle oturuyordu masada ve mümkün olan en uzak masaya oturdum. Aradan çok geçmeden geldi yanıma.
'' Sadece vücudumla değil benimle de ilgilendiklerini sanıyorum bazen '' dedi, merhaba demeden.
''Ben vücudunla ve seninle ilgileniyorum. Vücudunu aşıp seni keşfedecek erkeklerin sayısının çok olduğunu sanmıyorum ama.'' dedim.

Evine gittik. İçeri girer girmez sevişmeye başladık. Dünden kalan şarabı tamamlayıp, biraz dans ettik. Çok kalmadım. Akşamında arkadaşlarıyla bir planı olduğunu ve gelmek isteyip istemediğimi sordu. Gitmedim.
Gece yarısı bir telefonla uyandım. Melikeydi arayan ve ağlıyordu. Yanına gittim hemen. Bir barın önüne oturmuş, arkadaşları başında ağlamaya devam ediyordu.
-''Orospu çocukları biraz sohbet edip içki içtiğim tüm adamlar donuma girebileceklerini sanıyor.'' dedi.
-''Sana içki ısmarlamalarına izin verdiğin anda başına belayı alıyorsun.'' dedim.
-'' Beni eve götür lütfen'' dedi.

Evine götürüp yatağına yatırdım. İlk seviştiğimiz kanepeye uzandım bende. İçeride harikulade bir kadın yatarken, yalnız uyumak ne kadarda zevkli diye geçirdim içimden. Melikenin hayat boyu yaşadığı ve yaşayacağı şey buydu belkide. Yaşlanana ve iş görmez bir duruma gelene kadar. Defalarca kendi güzelliğine zarar vermek istediğini duydum arkadaşlarından. Kaşlarını hiç almadan okula gittiği, yüzünün değişik yerlerinde yara bantlarıyla, saçlarını hiç olmadık renge boyayıp hatta erkek pantolonuyla. Güzel olduğu için yaşadığı sıkıntılar onu hayattan soğutmuştu.

-Güzelliğinle neden uğraşıyorsun bu kadar, kabullensene, dedim.

-Başka bir şey gördükleri yokta ondan. Bir bok değil güzellik, uçup gider. Upuzun boy, geniş omuzların olmadığı için talihlisin. Biri seninle ilgilendiğinde, başka bir şey için olmadığına eminsin.
- Talihliyim evet. dedim.
- '' Harikulade bir yüzün var, sadece toplum geniş omuzlu uzun boylu zengin adamları yakışıklı kıldı bu dönemde. Hepsi bu.''
-Teşekkür ederim. dedim.

Birlikte çıktık. Caddede yürürken insanlar Melikeye bakıyorlardı yine. Evime gittik. Birer şarap alıp sohbet ettik. Bu sefer akıcı ve rahat. Cümlelerimizi zamanla yarıştırıyor, aynı zamanda harika müziklere eşlik ediyorduk. Arada harika espiriler yapıyor birbirimize sokularak gülüşüyorduk. Bir tek Melike öyle gülebilirdi. Bu gülüşmelerin arasında öpüşüyor, dans ediyor, kendi uydurduğumuz sözlere, yine kendi uydurduğumuz besteler yapıp ne kadar kötü bir şarkı oldu diye birbirimizle dalga geçiyorduk. Artık hiç makyaj yapmıyor, kendine bakmıyor, duşa bile haftada bir yada iki kez giriyordu. O ihtişamlı kıvrımlarını ortaya çıkaran elbiselerini bir kenara atmıştı. Okula bile eşofmanlarla gidiyor, ama yinede o tiksindirici bakışlardan kurtulamıyordu.

Yolda karşılaştık üniversitenin girişinde. Beni görünce ağlamaya başladı. Omzuma yüzünü dayayıp usul usul ağladı uzun süre. Kafasını kaldırıp omuzlarından sarstım onu.

-'' Kendine gel artık, Bu şekilde zarar veriyorsun kendine. Hayatımda senin kadar hayat dolu bir kadın tanımadım. Seviyorum seni''
Sarıldı bana uzun süre. Sahile götürdüm onu. Hava soğuktu ama tek tük insanlar vardı. El ele tutuşup konuşmadan uzun süre yürüdük. Ağlamıyordu ama hüzünlüydü. Yiyecek bir şeyler aldım atıştırmalık. Kuma uzanıp sohbet ettik. Sevişmekten bile daha zevkliydi. Rahattı benimle. Aklımdan onu bir önce yatağa atmak fikri geçmediğini biliyordu. Sohbet uzadıkça gülümsemeye başladı. Mutluydu benimle. Evime götürdüm onu. Tutkulu bir sevişme tutturduk. Oldukça uzun ve aşk dolu. Uyuduk birlikte. Sabah kalktığımızda kahvaltı hazırladım. Huzurluydu. Bir şarkı bile mırıldandı bana. Ayakkabılarımızı giyip evden çıkmadan beklemediği bir anda yanağına bir öpücük kondurdum. 

-''Sevgilim ol'' dedim nazikçe.
-'' Olmaz'' dedi yumuşak bir ses tonuyla ve yanağıma bir öpücükte o kondurdu.

Üniversiteye bıraktım Onu sonra. Bir kaç günlüğüne şehirden ayrılmam gerekiyordu. Hiç aramadı beni ve mesajlarıma karşılık vermedi. Bir sorun olduğunu düşünüyordum. Israr etmedim. Genelde ısrar etmezdim zaten. Aramalarıma ve mesajlarıma cevap vermeyen biri için hassasiyetimi kaybediyordum. Ama Melike farklıydı. Erken döndüm şehre ve ilk tanıştığımız yere gidip bir kahve söyledim. Garson kahveyi getirdikten sonra, ''Senin kız için üzüldüm'' dedi.

-Neden ? diye sordum.
- ''Haberin yok mu? Özür dilerim. İntihar. Dün cenazesi vardı.'' dedi.
- ''Hayır''. diyebildim sadece ilk nefeste. ''Nasıl ? Neden? diye sordum çabucak.
- '' Bölüm binasının çatısından atlamış''


Yutkundum garson gittikten sonra ve kahvemden bir yudum aldım. Sıcaktı dilimi ve boğazımı yaktı. Melike, üniversitenin en güzel kızı. Harikulade vücudunu aşıp onu keşfetmiştim, ve o 26 yaşında ölmüştü. Bana ''Olmaz'' dediğinde üstelemeliydim. Yanımdan ayırmamalıydım. Tembel, bencilce davranmıştım. Adi herifin tekiydim. Kalkıp yürümeye başladım. Nereye yürüdüğümü bilmiyordum.










4 Ocak 2015 Pazar

Anne, Baba ve Çocukları

Çocuklar ne yapar ? Ya da anne ve babaları çocuklarının ne yapmasını ister. Çocuklar mı karar vermelidir yoksa ebeveynler mi?
Bir çocuk düşünün, etrafındaki her şeyi karıştıran, kurcalayan, soran bir çocuk. Deneyerek yaşayarak öğrenmeye çalışan bir çocuk. En önemlisi merak eden bir çocuk!
Merak bilimin oluşmasında en etkili duyguydu. En büyük kaşiflerin, buluşçuların, bilim adamlarının hayatlarına bakın. Çocukluğunda onları sarıp sarmalayan merak duygusunu görürsünüz ilk önce.
Her çocuk doğumundan itibaren aşırı merak ve keşfetme duygusuyla yaşar.. Ta ki siz anne babalar bu duyguları baltalayana kadar. Çok az anne ve babaya rastladım, çocuğuna dur yapma demeyen. Bunun ne kadar trajik olduğunu bir düşünün. 1 yaşında ona konuşmayı öğretmeye çalışırsınız ve geri kalan tüm hayatında daha az konuşması için sert önlemler alırsınız. O merak duygusunu kaşıyan etrafındaki tüm objeler siz anne ve babalar için o kadar değerlidir ki;
Saksıya yaklaşıp bir yaprakla oynamaya başladığında, ''Ona para verdim sakın koparma!
Bir yumurtayı eline aldığında, '' oynama onunla kırarsın!''
bir hayvana dokunmaya çalıştığında, ''sakın yaklaşma ısırır!''

Ekonomik durumu, kültürü, yaşadığı çevreyle ilgilenmiyorum, her çocuk deney yoluyla etrafını keşfetmeye çalışıyor. Ne olduğunu bilmediği bir şeyi kurcalaması sizi ne kadar sinirlendiriyorsa, onuda o kadar heyecanlandırıyor. Etrafındaki bütün yetişkinlerin hayatlarında düzensizlik yaratacak şeyler yapmaları merak ve keşfetme duygusundan. Kendi canından olan bir çocuğun, sadece deneyerek yaşayarak öğrenme istediğinden doğan bu düzensizliğe bile sabrı olmayan ebeveynlerin ileride bu çocukların hayatlarını ne hale getirebileceklerini bir düşünün. Karar verme yaşını çoktan geçmiş altı yaşında bir çocuğun hangi ayakkabıyı seçeceği dahi sorulmuyorsa, okuma alışkanlığı edineceği yıllarında hangi kitabı okuyacağına hala annesi karar veriyorsa, bu anne ve babanın ilerde çocukta yaşatacağı travmanın boyutunu bir düşünün.

''Yapma, oynama, kurcalama, karıştırma'' ile geçen bir çocukluğun, gençlikte yasak olan her şeye ilgi duyacağını kavramamış bir anne-baba ne işe yarar ki!

Aileler sürekli benden çocuklarıyla ilgili tavsiyeler istiyorlar;
Onlara bir kaç kelimelik bir yanıt veriyorum genelde;

' Lütfen, ama lütfen çekilin önlerinden!''

Yüzüme ilk defa insan görmüş gibi bakmalarından ne demek istediğimi anlamadıklarını fark ediyorum. Uzun anne-baba toplantıları, davranış biliminin en ince ayrıntıları, psikologlar, bire-bir görüşmeler, hiç biri fayda etmiyor..

En sonunda vardığım sonuç hep aynı oluyor..
Herkesin istediği kadar istediği gibi ve istediği zamanda çocuk yapması acilen engellenmeli.

Sadece önlerinden çekilmelerini, onları kendi dünyalarında bırakmalarını, sordukları soruları geçiştirmemelerini, onlara keşfetmeleri için imkan tanımalarını istiyorum. Bu özün başlangıcı bile değil. Bir çocuk yetiştirmek onu kendi başına doğru ya da yanlış kararlar almasını sağlayacak,öz güveni kazandırmak emin olun çocuk yapmaktan çok daha zor! Mümkünse prezervatifi yastığınız altından eksik etmeyin, lütfen!

Çok fazla şey istemiyorum. Keşfetmeleri için etrafa sürekli yeni şeyler koyun. Size soru sorması için bir şeyler yaratın. İlgisini çeken şeyleri birlikte keşfedin. Yeteneklerini kullanması için fırsatlar verin. Siz evde sadece bir bardak kırdığı için top oynamasını yasaklar ve onunla bir parka gidip birlikte top oynamazsanız, gelecekte dünya büyük bir yetenekten mahrum kalmış olabilir. Eğer elektrikli bir aleti keşfetmek istediyse tek yapmanız gereken fişini prizden çekmek. Hiç bir elektronik alet bir çocuğun merak duygusunu baltalamaktan daha önemli değildir.

Lütfen ama lütfen çocuklarınızın önünden çekilin! Her çocuk merakla doğar ve öyle gelişir.