12 Ağustos 2012 Pazar

Olimpiyatlar

Bugün kapanış var. Bilmem kaç tane sporcu olimpiyatlara katıldı Türkiyeden. Çoğunun antrenman yaptığı alan, sıradan insanların gidip spr yaptıkları alanla aynı. Artık siz düşünün motivasyonu! Yarısından fazlasının bankaya, tefeciye, oraya, buraya borcu var. Millilikten alınan aylık ücret 450 ile 800 TL arasında değişiyor. Yarışmalarda alınan başarının ödülünü milliyetçiliğe; '' Oğlum/kızım siz bu ülkenin evladınısınız ve aldığınız başarı sizin ve ülkemizin onuru. Halkın size olan sevgisi en büyük armağanınız, ödülünüz.'' dayandıran bir zihniyet. Gazetelerin birinci sayfasında hep futbol...
Halkın olimpiyat bilinci, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede nasıl yüzücü çıkmazdan öteye geçmiyor. Lan beyni yok, kışın ortasında denizdemi yüzsün adamlar? Yoksa yüzme finalleri olimpiyatlarda istabul boğazındamı? Ülkede olimpik havuz sayısı ne kadar fazla ise, sporcuların bu havuzları kullanma imkanı ne kadar fazla ise başarı o kadar çabuk gelir.
Bir beden eğitimci olarak başarıya endeksli eğitimciler yetiştirilmemeside ayrı bir sorun tabiki. Milli eğitimin durumu aşikar.. Ders saatleri düşürülüyor. Çocuklar spordan uzaklaştırılıyor. Haftada 2 saatlik beden eğitimi dersinin yarısı giyinerek geçiyor zaten. Çocukların sınav ve hayat kaygısıda cabası. ''Hocam sınavımız var izin verirmisiniz test çözelim?!''
Başarılı olan sporcuların hepside Türkiyenin güzide ve imkanları yüksek takımlarında ( Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Belediyelerin desteklediği kulüpler) spor hayatlarına devam ediyorlar. Gelecek kaygısı olmadan.
Olimpiyatlarda başarının temelinin çok küçük yaşlarda atıldığı bir dünya düzeni var. Üniversitelerde yetiştirilen spor öğretmenlerinin ve antrenörlerin yeterlilik seviyesi yükseltilmeli, İlk öğretim ve ortaöğretimde beden eğitimi ve spor dersleri branşa özgü tekrar düzenlenmeli. Aileler eğitilmeli. İmam hatiplere değil spora yatırım yapılmalı. Zira, asıl adı Paul olan devşirme milli atletimiz Polat, başarısının ardından Türkçe bilmediği için kağıda yazılı olarak verilen '' Ne Mutlu Türküm Diyene'' yazısını düşürüp, ''Polat bir şey daha söyleyecektin'' denildiğin orta parmağını göstererek melamını anlatır.
Tabi böyle şeyleri basında göremezsiniz. Basın insanları uyutmak için haber yapıyor son 10 yıldır. Haber yapanlar, konuşanlar, dillendirenlerde, anında kendini kapı önünde buluyor.

Yorum Gönder