6 Kasım 2011 Pazar

dolma parmaklı

Sadece bakıyordum ekrana, yapacak daha iyi bir şeyim yoktu. Etrafıma bakıyordum bir kaç saniye, gözlerimin bulanık görmesini engellemek için. Kahvemden içmek için bile vazgeçmiyordum ekrandan. Bi süre böyle devam etti... Bazılarımız yaşamıyordu cidden. Yaşamak için çaba sarfetmiyordu. Kendilerinde o enerjiyi bulamadıklarından ya da hayatlarını sürdürebilmek için katlanmak zorunda oldukları şeylerin kalabalıklığından. Yemek yeyip, uyuyup, çalışıp ve tekrar yemek yiyen insanlardı çoğumuz. Arada düzüşüp kendileri gibi olanların sayısını artırmayı unutmuyorlardı. Ben bunların hepsini unutup ekrana bakıyordum. Canlı hayal ediyordum mesela. Esintiyi teninde görmek istiyordum. Dudaklarının kuruduğunu sert rüzgardan.. Kalktım sonra biraz yürüdüm. Yokuş iniyordum denize doğru. İnsanları duymamak için müzik dinlerdim genelde sokakta; kulaklığı taktım ve fotoğrafı hayalimde, kulağımın içine fısıldadığını duymaya çalıştım. Konuştu, hemde uzun süre... -Bazı insanları acı büyütüyordu, Acının rengi tadı önemli değil, acı işte. Yaşamayı öğrenmenin en kolay yoluydu acı çekmek ve mutlu olmak. İnsanlar mutlu olmayı bilmiyorlardı ve acı daha kolaydı. Ben mutluydum, babam, arkadaşlarım, rakım, kitaplarım, yatağım, annemin sıcak kucağı. Acıya yeterince toktum.. Kulaklığı çıkardım ve yürümeye devam ettim. Rüzgar sertti gerçektende. Ekrandaki fotoğrafı koydum denizin üstüne ve ışıltılı bakışlarının üzerine bıraktım kendimi. Sıcacık bir hisle uyandım. Kafamı kaldırdım ve ekranda o fotoğraf. Bugün bayram dedim kendi kendime. Bir bira açtım ve yatağıma geçtim. Bu kadar güzel değildi dedim hayat. En azından bu çevrede bu kadar güzel bir şey yoktu. Balkona çıkıp devam ettim birama. İnsanlar üzerlerine pahalı giysiler giymişlerdi. Yada öyle durmasını istiyor gibiydiler. Bu gibi şeylerle tatmin oluyorlardı. Pahalı saatler, pahalı arabalar, pahalı ayakkabılar, oysa bizim markette bira 3.25 liraydı!
Yorum Gönder